Müteselsil Kefalet ve Adi Kefalet Arasındaki Farklar
Kefalet sözleşmesi imzalarken hangi tür kefaleti kabul ettiğiniz, mali sorumluluğunuzu doğrudan etkiler. Müteselsil kefalet ile adi kefalet arasındaki farkları bilmeden imza atmak, beklenmedik hukuki ve mali sonuçlar doğurabilir.
Önemli Noktalar
- Müteselsil kefalette kefil, asıl borçlu ile eşit sorumluluğa sahiptir
- Adi kefalette kefil derdestlik ve arama defilerini kullanabilir
- Kefalet türünün sözleşmede açıkça belirtilmesi gerekir
- Müteselsil kefalet kefilin rızasıyla kurulabilir
Müteselsil Kefalet Nedir?
Müteselsil kefalet, kefilin asıl borçlu ile birlikte tam ve sınırsız sorumluluğu üstlendiği kefalet türüdür. TBK m. 582 uyarınca müteselsil kefalet, kefilin açık rızasıyla kurulabilir ve bu durumda alacaklı, borcun tamamı için doğrudan kefili takip edebilir.
Müteselsil kefalette en önemli özellik, kefilin adi kefalet hükümlerinden yararlanamamasıdır. Bu durumda kefil, derdestlik defi ve arama defini ileri süremez. Alacaklı, asıl borçluya başvurmaksızın doğrudan kefili dava edebilir veya icra takibine alabilir.
Türk Borçlar Kanunu'nun 582. maddesine göre, müteselsil kefaletin geçerliliği için kefilin bu durumu bilerek ve isteyerek kabul etmesi gerekir. Sözleşmede "müteselsil kefalet" ifadesinin açıkça yer alması veya kefilin asıl borçlu ile birlikte sorumlu olduğuna dair açık bir hükmün bulunması zorunludur.
Bankacılık uygulamasında özellikle kredi kefaletlerinde müteselsil kefalet tercih edilmektedir. Bunun nedeni, bankaların kredi risklerini minimize etmek ve tahsilat sürecini hızlandırmak istemiş olmasıdır. Yargıtay kararlarına göre, kefalet sözleşmesinin müteselsil olup olmadığı konusunda şüphe varsa, kefaletin adi kefalet olduğu kabul edilir.
Adi Kefalet ile Müteselsil Kefalet Farkı Nedir?
Adi kefalet ile müteselsil kefalet arasındaki temel fark, kefilin sorumluluğunun kapsamı ve alacaklının takip haklarındadır. Adi kefalette kefil, yalnızca asıl borçlunun borcunu ödeyememesi halinde sorumlu olurken, müteselsil kefalette asıl borçlu ile eşit düzeyde sorumludur.
Adi kefalette kefil, TBK m. 583 gereğince derdestlik defini ileri sürebilir. Bu defie göre alacaklı, önce asıl borçlunun malvarlığına başvurmadan kefili takip edemez. Kefil, "önce asıl borçluyu takip edin" diyerek kendisini koruyabilir. Müteselsil kefalette ise böyle bir koruma mevcut değildir.
İkinci önemli fark, arama defi konusundadır. Adi kefalette kefil, asıl borçlunun malvarlığının yeterli olduğunu kanıtlayarak alacaklıyı önce asıl borçluya yönlendirebilir. Bu durumda alacaklı, asıl borçlunun mallarını aramak zorundadır. Müteselsil kefalette arama defi de kullanılamaz.
Üçüncü fark, takip sürecinde ortaya çıkar. Adi kefalette alacaklı, kefili takip etmeden önce asıl borçlunun aciz halini beklemek zorundayken, müteselsil kefalette dilediği tarafı takip edebilir. Hatta aynı anda hem asıl borçluyu hem kefili takip etmesi mümkündür.
Son olarak, ödeme sonrası rücu hakları bakımından da farklılıklar vardır. Her iki kefalet türünde de kefil, ödediği miktarı asıl borçludan talep edebilir ancak müteselsil kefalette bu rücu hakkı daha kapsamlı şekilde düzenlenmiştir.
Derdestlik Defi Ne Zaman Kullanılır?
Derdestlik defi, adi kefalet sözleşmelerinde kefilin en önemli korunma araçlarından biridir. TBK m. 583'e göre bu defi, alacaklının kefili takip etmek istediği durumlarda, kefilin "önce asıl borçluyu takip edin" demesi anlamına gelir.
Derdestlik defi kullanılabilmesi için belirli şartların bir arada bulunması gerekir. İlk olarak, kefaletin adi kefalet olması zorunludur. Müteselsil kefalette bu defi hiçbir şekilde ileri sürülemez. İkinci şart, asıl borcun muaccel hale gelmesidir. Vadesi gelmemiş bir borç için derdestlik defi ileri sürülemez.
Üçüncü önemli şart, asıl borçlunun Türkiye'de ikametgahının bulunması veya Türkiye'de malvarlığının mevcut olmasıdır. Eğer asıl borçlu yurtdışında ikamet ediyorsa ve Türkiye'de malvarlığı yoksa, kefil derdestlik defini kullanamaz. Bu durum, alacaklının tahsilat zorluğu yaşamasını önlemek amacıyla öngörülmüştür.
Derdestlik defi ileri sürüldüğünde, alacaklı önce asıl borçlunun tüm malvarlığını aramak zorundadır. Bunun için icra takibi başlatması, haciz işlemleri yapması ve asıl borçlunun aciz halini tespit ettirmesi gerekir. Ancak bu işlemler tamamlandıktan ve asıl borçlunun ödemezlik hali ortaya çıktıktan sonra kefili takip edebilir.
Yargıtay uygulamasına göre, kefilin derdestlik defini zamanında ve usulüne uygun şekilde ileri sürmesi gerekir. İcra takibinde bu defi 7 gün içinde, dava sürecinde ise savunma dilekçesiyle birlikte bildirilmelidir. Geç ileri sürülen derdestlik defi kabul edilmez.
Arama Defi ve Uygulaması
Arama defi, derdestlik definin özel bir türü olup, asıl borçlunun malvarlığının yeterli olduğu durumlarda kullanılır. TBK m. 583/2 uyarınca kefil, asıl borçlunun borcunu karşılayacak kadar malvarlığının bulunduğunu kanıtlayarak alacaklıyı bu mallara yönlendirebilir.
Arama definin kullanılabilmesi için kefilin, asıl borçlunun konkret malvarlığını göstermesi gerekir. "Malı vardır" demek yeterli değildir; hangi malların bulunduğu, değerlerinin ne olduğu ve bunların borcu karşılayıp karşılamadığı somut şekilde belirtilmelidir. Kefil bu konuda ispat yükümlülüğü taşır.
Arama definin etkisi, derdestlik definden daha sınırlıdır. Alacaklı, kefil tarafından gösterilen malların gerçekten mevcut olup olmadığını ve borcunu karşılayıp karşılamadığını araştırmakla yükümlüdür. Eğer gösterilen mallar yetersizse, kalan miktar için kefili takip edebilir.
Uygulamada arama defi, genellikle asıl borçlunun taşınmaz malları bulunduğu durumlarda kullanılır. Ancak bu taşınmazların üzerinde rehin, ipotek gibi sınırlı ayni haklar varsa veya başka alacaklılar tarafından haczedilmişse, arama defi etkili olmayabilir.
Yargıtay kararlarına göre, kefilin gösterdiği malların kolayca paraya çevrilebilir nitelikte olması gerekir. Satışı zor olan veya değeri belirsiz mallar, arama defi kapsamında gösterilemez. Ayrıca, asıl borçlunun bu malları devretmesi veya üçüncü kişilere rehin vermesi halinde, arama defi geçerliliğini kaybeder.
Kefalet Türleri Karşılaştırması
Kefalet Sözleşmesi Kurulum Şartları
Kefalet sözleşmesinin geçerli şekilde kurulabilmesi için TBK m. 581 ve 582'de belirtilen şartların yerine getirilmesi zorunludur. İlk olarak, kefalet sözleşmesinin yazılı şekilde yapılması gerekir. Sözlü kefalet taahhütleri hukuki geçerlilik taşımaz ve mahkemelerce kabul edilmez.
İkinci şart, kefilin tam fiil ehliyetine sahip olmasıdır. Küçükler, kısıtlılar ve akıl hastalığı bulunan kişiler kefil olamazlar. Evli kadınların kefil olabilmesi için eşin rızası gerekmez, ancak aile konutu veya aile geçimi ile ilgili borçlar söz konusuysa Medeni Kanun hükümleri uygulanır.
Üçüncü önemli şart, asıl borcun geçerli olmasıdır. Geçersiz veya hukuka aykırı bir borç için kefalet taahhüdünde bulunulamaz. Ancak asıl borçlunun fiil ehliyetsizliği nedeniyle borcun geçersiz olması halinde kefalet geçerli kabul edilir.
Müteselsil kefalet için ek bir şart daha vardır: Kefilin bu durumu bilerek ve isteyerek kabul etmesi gerekir. Sözleşmede "müteselsil" kelimesinin geçmesi veya kefilin asıl borçlu ile birlikte sorumlu olduğuna dair açık bir ifadenin bulunması zorunludur. Belirsizlik halinde kefaletin adi kefalet olduğu kabul edilir.
Son olarak, kefalet miktarının belirlenmesi gerekir. Kefil, asıl borcun tamamından veya belirli bir miktarından sorumlu olabilir. Kefalet miktarı asıl borçtan fazla olamaz ancak kefaletin kapsamına faiz, temerrüt faizi ve masraflar da dahil edilebilir.
Kefilin Hakları ve Başvuru Yolları
Kefilin temel haklarından ilki rücu hakkıdır. TBK m. 585 uyarınca kefil, ödediği miktarı faiz ve masraflarıyla birlikte asıl borçludan talep edebilir. Bu hak, ödeme anından itibaren başlar ve zamanaşımı süresi 10 yıldır.
İkinci önemli hak, beraatini isteme hakkıdır. Asıl borcun vadesi geldiğinde ve asıl borçlu ödemediğinde, kefil mahkemeden beraatini isteyebilir. Bu durumda mahkeme, asıl borçlunun ödeme yapması için süre verir ve bu sürede ödeme yapılmazsa kefalet sona erer.
Kefilin üçüncü hakkı, halef olma hakkıdır. Kefil borcu ödediğinde, alacaklının asıl borçluya karşı sahip olduğu tüm haklara sahip olur. Bu haklar arasında rehin, ipotek gibi teminatlar ile dava hakkı da bulunur.
Kefil ayrıca bildirilme hakkına sahiptir. Asıl borçlunun temerrüde düştüğü, borcun yapılandırıldığı veya başka önemli değişikliklerin olduğu durumlarda alacaklının kefili bilgilendirmesi gerekir. Bu bilgilendirme yapılmadığında kefilin sorumluluğu azalabilir.
Uygulamada kefilin en çok karşılaştığı sorun, asıl borçlunun mali durumunun kötüleşmesi halinde ne yapacağıdır. Bu durumda kefil, TBK m. 590 uyarınca ek teminat isteyebilir veya kefalet sözleşmesinden çıkabilir. Ancak bunun için belirli şartların gerçekleşmesi gerekir.
Son olarak, kefil müteaddit kefiller arasındaysa, diğer kefillerden kendi payını aşan kısım için rücu edebilir. Örneğin 100.000 TL'lik bir borç için 3 kefil varsa ve biri tamamını öderse, diğer ikisinden 33.333 TL'şer talep edebilir.
Yasal Dayanaklar
Bu makalede atıfta bulunulan mevzuat:
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (m. 581-590) - Kefalet sözleşmesinin şekli, şartları ve kefilin hakları
- 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (m. 16) - Fiil ehliyeti ve sözleşme yapma ehliyeti
- 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (m. 143-145) - Kefilin icra takibindeki hakları ve derdestlik defi
Sıkça Sorulan Sorular

Yazar
Av. Enes ÖktenAvukat
Yaşar Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu. 5 yıllık mesleki deneyimiyle İnanlı Hukuk Bürosu'nda avukat olarak görev yapmaktadır.